29 Ekim 2010 Cuma

alive|arid|

güzel bi makyaj güzel bir elbise
güler bir yüz güzel bir ten
güzel yemekler yiyip güzel içkiler içtim
güzel kitaplar okudum güzel müzikler dinledim
ve bir doğum gününü erken kutladı içim
bir piyango bileti edindim
beklentisiz
kış da çok soğuk gelmedi bugün mesela
güzel insanlar gördüm
bir keyif sigarasının dumanı ağlattı beni
ve bikaç erkeklik kabardı buna
turning the reel reverse the past
trying to make this moment last

11 Ekim 2010 Pazartesi

peçete reçeteleri V |Infectus|

içine sığamayacaksın biçilmiş kaftanlarının
ve bu sana mahsus olmayacak

6 Ekim 2010 Çarşamba

merkezkaç

psych. fugue

7 Eylül 2010 Salı

28 Ağustos 2010 Cumartesi

run my baby run


so you're not gonna crack
no you're never gonna crack

3 Temmuz 2010 Cumartesi

marée

mais le coeur n'a pas assez

elle entend des voix

red pill blue pill

6 Haziran 2010 Pazar

live through this

when there is nothing left to burn you have to set yourself on fire

24 Nisan 2010 Cumartesi

"warning"

kendinizi nereye gittiği belli olmayan ama muhakkak "tamir" e giden seyir haliyle işler görünen ama kocaman led yazıyla arızalı ibaresiyle kimseyi kabul etmeyen belediye otobüsleri gibi hissedebilirsiniz..

bu hisse karşılık hiçbir durakta durmayacağını yine aynı led yazıyla "mecidiyeköy e gider" kadar net söyleyerek sadece son durak yolcusu kabul etmek isteyeceksiniz...

her iki koşulda da alnınızda ikaz lambanız yanıyor olacak. ve bu ancak size yakışacak..

loneliness/solitude

arendt, yalnızlık (loneliness) ve tek başınalığı (solitude) birbirinden ayırır. tek başınalıkta birey, kendisiyle bir diyalog içerisindedir. birey, diyalog yoluyla kendisiyle bir beraberlik kurar ve bu beraberlik başkalarıyla da konuşabilme yetisine sahip olduğunu gösterir. oysa yalnızlıkta birey, başkalarından mutlak anlamda yalıtılmış durumdadır. başkalarıyla ne iletişime geçme ne de ortak eylemde bulunma imkânına sahiptir. bkz., hannah Arendt, the origins of totalitarianism, meridian books, cleveland and new york, 1963, s. 476.

10 Nisan 2010 Cumartesi

maritsa

ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

4 Nisan 2010 Pazar

just normalize

legalize the illegal
humanize the inhumane
you may get civilized (!!)

3 Nisan 2010 Cumartesi

and..

life is balanced, safe and symmetrical once again

contrast

not having a self plan is just a grave irony and also a common reality for/as a planner

27 Mart 2010 Cumartesi

...

kimse ölmedi
kimse doğmadı
eksilmedik ve
çoğalmadık sayıca
kendimizden başka
kimse çözülmedi ve
kimse acıtılmadı
otur
biraz huzur yanına bi tebessüm söyle kendine benden
geliyorum

22 Mart 2010 Pazartesi

...

iki defa göremeyeceğiniz adamların üç tekerlekli el arabalarından sahlep içersiniz ve bunu sadece istanbul'da yaşarsınız...

13 Mart 2010 Cumartesi

contrary to secularism

peyroux/between the bars

28 Şubat 2010 Pazar

abel was able

i would offer up a brick to the back of your head man
if i were cain

22 Şubat 2010 Pazartesi

hang on little tomato (!)

well,seems that in this case i'm the little tomato

becerememek;

old dog faces new tricks HAH!

13 Şubat 2010 Cumartesi

peçete reçeteleri IV |primitif; pas lexis mais praxis|

vuku; kelimeler kifayetsiz kalacak |darlan dünya|
doğru dili de bulamayacaksın |çok bilinmeyenli|
tahlil; mastar haline çekeceksin kendini |salt icraata geçiş| infinitif & primitif

** kısıt; kendinle çelişebilirsin |olası|

11 Şubat 2010 Perşembe

...

bi kere yaptım ve bi daha yaparım emin ol
iki tekerrür başlangıcıdır
biliyorum
korkuyorum

7 Şubat 2010 Pazar

just an answer;

seen better seen worse

6 Şubat 2010 Cumartesi

biz

eski delilerden kaç kişi kaldık bi sen bi ben..

2 Şubat 2010 Salı

end of the " the aaaaaa"

do not use the word you're defining in the definition but if it's a name of sb's just do not use any other word to define him/her

ataraxia;

is a condition characterized by freedom from worry or any other preoccupation really..

1 Şubat 2010 Pazartesi

fill in the given blanks

it's for the person you despise:

9 Ocak 2010 Cumartesi

...

case study: tight times, hard relations and how to humanize it

31 Aralık 2009 Perşembe

let's not pretend
i wish for something more

27 Aralık 2009 Pazar

crashing down

when you came jumping down the stairs
screaming bloody awful
you woke up god and everyone
screaming bloody awful

so we took you to the doctor
he said yeah it's a bad one
and there's such a shame about it
'cause she's so pretty

and then the earth started shaking
and yeah it was crazy
heaven and hell came crashing down
...

it was something of an end
of a lovely and a wild thing
so beautiful in the morning

25 Aralık 2009 Cuma

19 Aralık 2009 Cumartesi

PTSD ;

-I feel like...
... you stole my life.
-And?
-I'm not the person I'm supposed to be.
It's like I'm hollow.
-That's good.
Go on.

...

-Now, if it helps,
then I can tell you it's not your fault,
what you did to me.
-I never said it was.
-But you feel it.
-How do you know that?
-It's human nature.
-I'm not human.
I'm just fucked up.

10 Aralık 2009 Perşembe

"NUN"

"kaosun maddesinin içinde yer alan bu gizli güç, kendi varlığının bilincinde değildi;
o bir olasılıktı, düzensizliğin rastgeleliği ile birleşmiş bir potansiyeldi."

(Christopher Knight, Robert Lomas, 1997, The Hiram Key, Arrow Books, London, )

28 Kasım 2009 Cumartesi

günün sonunda;

insanın gülünce gözünün içi güleniyle üzülünce gözünün feri gideni
rengi belli olanı ile kendi rengini de bileni
makbuldür.

27 Kasım 2009 Cuma

métastase

dilim uyuşuyor,
büyüyor sonra
buna ne dersin.
dolanıyor,
öteliyorum.
gözlerimin arkasında daha bi’...
çokum öyle çok
ağız dolusu
dolanıyorım
düğümler atıyorum saçlarıma
çözemedikçe kızıl
dinemiyorum
buna ne dersin.
büyüyorum,
yayılıyor
taşa dökülen sular da öyle bak,
kalkamıyorum herhangi.
güzel bi meret üstelik
güzel bu meret..
an an oynuyorum
yerim kalmadı
bi’ şeylere alamet.
kudret neydi hakikaten
boş koyuyorum bak
deme bişi
ürperiyorum.
çok hem
yalan söylerim
inkar var şükür
anlama
zor bu
ürperme ne bilme
baş etmesi var
çok sevimsiz
beceremiyorum
dilim uyuşyor
büyüyor sonra
kelimesini bilmiyorum
olmasa mı olmaz
ne gereği var..
çok güzel bi fena bu
bilme ..

19 Kasım 2009 Perşembe

ilk kahveyle okunur

söz konusu iki kişi için ifşaat sona erdiğinde piyasa tarzı mübadelenin, yani ilişkinin de sonu gelir. " artık söylenecek birşey kalmammıştır"; her biri diğerini "tamam" sayar. mübadele benzeri mahremiyetin mantıksal sonucu can sıkıntısıdır. bu tükeniş, belli bir andaki doyumun aslında ulaşılabilecek en yüksek doyum olmadığı ya da tersine çevirirsek, ilişkinin "gerçek" olması için kişinin aslında yeterince duygulanmadığı şeklindeki narsis yaklaşımla mükemmel bütünleşir..

14 Kasım 2009 Cumartesi

*( P(A) ≠ ø ve P(B) ≠ ø ise)
P(A П B)=P(A).P(B) ise A ve B kafalarına göre takılıyorlardır
P(A\B)= P(A) ve P(B\A)=P(B) ise A ve B ye kolaylıklar

13 Kasım 2009 Cuma

ready, able

bişiler bu kadar kırılgan olmasaydı..
yok! beceremezsin.
böle de bi duygu var
olmaz! yönetemezsin.
tutup ucundan dert edinirsen,
öyleyiz işte..
az önce tükettim,
boşgeç sen,
ben olurum..
sen..
beceremezsin.

8 Kasım 2009 Pazar

hah! ram ta dam pa dam

vous pouvez partir, prochain s'il vous plaît

7 Kasım 2009 Cumartesi

matematiğinizi sözcüklesinler

beyniniz pis sizin
içinizi bilemem
ne parlar ne de söner gözünüzün feri
ne ağlamaktan ne gülmekten hıçkırırsınız
ne ayaklarınıza dolanır elleriniz
ne taşlar altında ezilir
garantörsünüz siz
beyniniz pis
flörtözsünüz siz
anlamıyla eş değer
seviş'emezsiniz
ölüme doğar her gebeliğiniz
tatminsizsiniz
matematiğinizi sözcüklesinler

1 Kasım 2009 Pazar

graph of tan/cot func

=

it's, oh, so quiet shh,shh
it's, oh, so still shh,shh
you're all alone shh, shh
and so peaceful until...

you ring the bell, bim bam
you shout and you yell, hi ho ho
you broke the spell



you blow a fuse
zing boom
the devil cuts loose
zing boom
so what's the use ??!!

shhhh shhhh…

30 Ekim 2009 Cuma

rien dans commun

" aralarında asallar "

28 Ekim 2009 Çarşamba

yani ;

ya kafana sıkacaksın yahut
haricinden gazellerini yazacaksın

26 Ekim 2009 Pazartesi

farazi

hiçbir sorumluluğu aksatmayan içmelerden,
sıkıldım mesela bilemezsin.
kimi atıyorum sırtımdan evet,
hiç kimseye, hiçbir yere, hiçbir şeye ait olmamak gibi
umursamıyorum
ve bu duyguyu daha çok istiyorum
daha da çok
nedense..
çiziyorum, siliyorum
yazıyorum, bozuyorum
asla iki kez okumuyorum hiçbir şeyi
kafam karışıyo, bilemezsin
ilk düşündüğüm doğru olsun istiyorum hep
kimi oluyo hem bilemezsin..
bi daha otursam başına
ve yine başımın çarelerine bakmalarım tutsa
ve yine beceremesem..

ve mesela biraz huzur bulsan bana bi yerlerden
fırından ekmek çalar gibi
camı pencereyi alaşağı edip mesela
sıcak sıcak…

"... ..." ...

25 Ekim 2009 Pazar

Go! Alright! Hey! Drums!

Pharaoh's army got drownded
O Marée don't you weep, don't you mourn

dımdım dım dı dım dıs da ha ha

God gave Noah the rainbow sign
"No more water but fire next time"
Pharaoh's army got drownded
O Marée don't you weep, don't you mourn

17 Ekim 2009 Cumartesi

eaah

satürndendir satürnden

foutaise!!

10 Ekim 2009 Cumartesi

dım dı dım dım dıss

...who began to experience an old,
familiar stirring...
a growing restlessness that has been dreaded but recognized only too well...
thoughts started taking precedence over feelings...

9 Ekim 2009 Cuma

mutalists(e)iniz

hiç ama hiç tanımadığınız birini dinleyebilir
hiç ama hiç tanımadığınız o birine herşeyi anlatmak isteyebilirsiniz
herşey nasıl başlamıştı diye düşünmeden hem de hiç
hem hiç içinden birşeyler eksiltmek gereğiyle yüzleşmeden
veya istemeden
duy ve unut diyerek unutulacakları çoğaltmadan
hem umursamadan
ve hatırlama gereği duymadan
dineleyebilir de
kusabilirsiniz de

28 Eylül 2009 Pazartesi

net

um-ur-sa-mı-yor-um, net!
aklın hükmettiğinden kalan;
at üstünden
dışında kalsın

21 Eylül 2009 Pazartesi

| ... |

devrik cümlelerin kasıtsız kopuk uçlarında

17 Eylül 2009 Perşembe

wanted

güzeldi hikayesi;
geniş zamanların azılı katili..

12 Eylül 2009 Cumartesi

peçete reçeteleri III | bu yol, o yol |

saat o saatken hala ve ısrarla dönmen gereken bir yer mevcutsa,
her zamankinden farklı ve uzun yoldan döneceksin.

7 Eylül 2009 Pazartesi

bakaliaros

hep olur olmaz zamanlarda gelir ya bu hikaye anlatayım;

bildiğimiz mezgidin hikayesi aslında. mezgidin kelime anlamı bi’ çeşit balık diye geçiyorsa da değil o öyle. sudan çıkmış balık gibi diye bi’ benzetme vardır hani hah hikaye oraya gidiyor işte.

misinaya ya da oltaya ama bana kalırsa misinaya tek tek vursunlar hep, işte vurunca balıklar öyle tık tık tık çekilip çıkınca sudan sonra bi’ çırpınmadır gider, dönmek için geri ta ki ölene kadar.

fakat bizim mezgit yani rumca “bakaliaros” ki “ihtiyar” anlamındadır hiç oralı olmaz derler ya olmuyor hakikaten. mezgidin kuyruğu denizden çıktı mı mezgit gitmiştir. mezgit hiç çırpınmaz öyle tatlı sularda. ondandır ki ihtiyar yani bakaliaros adı aslında.

başka bi hikayesi olsun diye değil ama ihtiyarlığından değil çırpınmayışı gibi gelir hep.. hiç afallamamasını seviyorum ben onun, eyvallahsızlığını hem sonra.. bi küçük açarsınız yanıma öyle gideriz efendiler halini.. efeliğini.. hiç vermiyorum ya ihtiyarlığına.. öylece seviyorum..

5 Eylül 2009 Cumartesi

2 Eylül 2009 Çarşamba

le monde va de lui meme

bırakalım bakalım

...

huzurlu uyumak var (yaklaşık iki bira)
şuursuz uyumak
bi de uyuyamamak

27 Ağustos 2009 Perşembe

kramer

çocukluktan kalma; kramer vs kramer ve yumurtalı ekmeği

25 Ağustos 2009 Salı

932

can be a man armed with
only a fork in a land of soup

and then one day
...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

ela re

çat diye …
bu da bi yöntemdir
çok ta işlektir
temizdir
hani küçük çocuklar gibi
her istediğine el uzatmak gibi
|pervasız|
|fütursuz|
pastayı parmaklamak gibi
çok ayıp
pek ayıp
|ela re bedi mu|

13 Ağustos 2009 Perşembe

phase II: profaz

ifadesiz bir hale bürünecek yüzün |şaşırma|

2 Ağustos 2009 Pazar

-dem hali

; her şeyden biraz…
herkesten biraz…

30 Temmuz 2009 Perşembe

gibi birşey

uzun zaman sonra yaktığın ilk sigarayı düşün…
başın dönecek…
ve bu hoşuna gidecek…
uzun zaman sonra…

27 Temmuz 2009 Pazartesi

...

her şeye mantıklı bir kılıf aramayınca çorap söküğü her şey.
kılıf hep örten evet, sökük hep ayıp değil demek.

23 Temmuz 2009 Perşembe

peçete reçeteleri II |aya merdiven dayamak|

hava rüzgarlı olacak hafif
sömürmeyecek sigaranı
rahat bir yere serileceksin boylu boyunca
herşeyin nasılda makul olduğunu koyacaksın baş ucundaki şişenin yanına
düşünmeyeceksin
-sabah uyanman gereken saat kaç
düşünmeyeceksin
-ya sırtın tutulursa
güzel şarkılar gelecek aklına
mırıldanmaktan fazlasına gidecek
düşünmeyeceksin
-sesini duyan var mı
şişeler boşalacak
yenilerini kolay açacak çakmaklar
düşünmeyecek
sevineceksin mühim farzedip
aptal bi gülümseme yerleşecek yüzüne yavaştan
bi fütursuz huzur çökecek yanına
ne idiği belirsiz
yol aya çıkacak gibi gelecek o esnada
düşünmeyeceksin

21 Temmuz 2009 Salı

30 luk

25 i görünce yaş
25lik diye seslenince doğum gününde biri
hoşuna giderse ben gibi
30 luk olmak fikri sevimli gelebilir o an

19 Temmuz 2009 Pazar

anla|ma|mak

anlamamak. anlamıyor olmak bi türlü. anlayamadığından hırçınlaşmak. saçmalama hakkını kullanmak. çirkinleşmek alabildiğine. içinden geldiği gibi ağzına ilk geldiği gibi söylemek her şeyi. ne kadar çirkinleştiğini umursamadan. yüksek sesle düşünmek gibi.

kolomb’un gemileri yaklaşırken onları göremeyen yerliler gibi. tüm saflığınla. hiç bilmediğinden sadece… durup göremediğin gemilere sövmek gibi..

ve sonra sonra anlamaya başlamak.. yaşaya yaşaya.. istisnasız tüm saçmalamaları.
artık “gelişini görmek”… ne kadar saçma gelse de anlıyor olmak|tan| kendi saçmalama hakkından vazgeçmek istemsiz.. bi de üzerine anlamaktan kabullenmeye giden zamanlarda sıkışmak.

anlıyor olmak güzel, hadisenin gelişini görmek de. hastanın öleceği fikrine alışmak gibi bilinçaltında. ani ölümlerden daha az zararla çıkmak.

anlıyor olmak beter, fikrine alışırken kendini yemek gibi.

anlamamak ve saçmalamak da güzel kimi. hiç kabullenmezsin mesela.

görmüyorsan görmüyorsundur. temizdir.

sen de oturup sil baştan ada çizersin.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

reported |indirect| speech

öyle dendi, böyle yapıldı. gerçeği başkalaştıran (kasıtlı/kasıtsız) aktarım hatası.

12 Temmuz 2009 Pazar

sabah sabah

rüyalar görüldü, hani o gerçek gibi olanlardan. anlatılmadı.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

schizophrenia I

içinden biri kalkıp
kapıyı çekip çıkıyor
|her sabah|demiştim|dinlememiştin|
kapıyı kilitlemediğini düşünüyor
|üstüne üstlük|ne gereği var|
|kalan|tavana dikili gözler|donuk|
kelimesi kalmamış|yok|
|düşün|me|sela|
|ne gereği var|

10 Temmuz 2009 Cuma

sonu öyle birşey (olsa gerek)

duymak istediklerinle söylemek istedikleri arasında...
sense ne bildiğinle meşgul |ifadesiz|
öyle bilsinler ki sen zil zurna |kifayetsiz|

benzer hikayeleri çok önceden hatmetmek
bile bile görmemek sana özgü
ve sen karın ağrılarına alışkın
devaları ile meşgulken
"herşey henüzken "
anladım(n)..

8 Temmuz 2009 Çarşamba

düşünüyorum|hiç pamuk helvaya sırnaşmadım, sanırım ben bu “pamuk helva olayı”nı pek anlamadım ya da çok pembeydi yemek için|bilemedim

4 Temmuz 2009 Cumartesi

kimi insan öznesi

dünyası küçülen guliverler

2 Temmuz 2009 Perşembe

peçete reçeteleri

-ması gerekenleri bi kenara bırakıp,
hiçbir yere, hiç kimseye ve hiçbir şeye yetişmeden yürüyeceksin mesela
onlar nasılsa yaslanacak ertesi güne yüzsüz yüzsüz
sen umursamayacaksın yürürken -mış gibi..

en tout cas

1 Temmuz 2009 Çarşamba

do NOT pay attention

tasnifsiz kafalar bunlar
bi atımlık barutun sorusu:

-hangisi?

gibi bişi

evvela usturmaçaları salacaksın sonra tam yol tornistan!

serkeşçeler II

atla deve olsa gerekti aradaki…
atı da bilirim…
deveyi de…
oturup içmişliğimiz var…

30 Haziran 2009 Salı

"başlarım" seviyesi

hani babaların şarap çanakları?!

et je suis sans arme

üzerine raid sıkılmış hamam böceği gibi debelenirsin sabahlara karşı, yine de görünür ertesi gün…

28 Haziran 2009 Pazar

serkeşçeler

bi ada, biraz deniz ...
bi dilim beyaz peynir, biraz rakı ...

illusion (a distortion of the senses)

gözler kan çanağı,
burun sızlamakta…

gözler tek bir noktada kilitli,
burun ıslanmakta…

dudaklarda diş,
şakaklarda tırnak izleri…

iki el arasında düşünceler…

dudaklar morarmakta,
gözler kapanmakta…

27 Haziran 2009 Cumartesi

gerçek bir avuntu (mu?)

filmlerde, romanlarda, bi üst sokakta, yan odada, vapurun arkasında, her yerde ne zaman işler ters gitmeye başlıyo, işte o zaman buralarda hikayeler yazılıo. kötü bi karakter giriyo sahneye mesela ya da bi kaza bi patırtı şöyle bi atraksiyon ortaya.. haah geliyo hikaye.. evet evet böyle işliyor bu hadise. zaten her şey düzgün gidemezdi (di mi), gitseydi kimsenin hikayesi olmazdı (di mi), ama herkesin var (di mi?)

gözde hatuna: doggy bag?!

salt maddesel bir tüketimden fazlası aslında bu. ah ney(miş)di o günler serzenişi de değil. insanın içgüdüsü/dürtüsü tüketmek. ve işte bu paket turla gezilen şehirler gibi ikili hadiseler de. “eskiden paket tur mu vardı” dan çıkınca yola... bi informasyondan gidip göze hoş bi harita edinip, üzerinde işaretli, görece görmeye değer yerlere gidip görüp eyvallahlaşmak o şehirle mesela. iki gün kalıp gittim gördüm demek. evet aynen öyle! birileri birilerinin hayatlarına paket turda sanki! kime doğru bir seyahatse bi canlı informasyon kaynağı edinilir, görülmesi gereken nereler varsa tespit edilir, bilfiil hepsine gidilir, tecrübe edilir.. sonra asla tam açılmamış ve içi birincil ihtiyaçlarla dolu bavul toplanır. en alacalı bulacalı yerler görülmüştür. halbuki bi şehri anlamak için farklı mevsimlerindeki günlerin herhangi zamanlarını kalabalıklarda ve tenhalıklarda yaşamalı. adamlar var, kadınlar… seyahatteler sırtlarında çantalar. hediyelik eşya topluyorlar, bi sonraki şehirde bırakmak üzere.
gidip başkaca şehirler, başkaca hayatlar görmeli evet.. evet te…
ya da mesela şöyle:

-kalanı paket yapar mısınız lütfen?

-paket servisimiz yok maalesef?!

26 Haziran 2009 Cuma

böyle birşeydi

dinden imandan çıkarır ya adamı…
dinsizi, secdeye getirir ya!
bütün günahları peşi sıra ettirir,
bütün tespihleri peşi sıra çektirir ya!

25 Haziran 2009 Perşembe

"def-i hacet"

- sekiyor kafama vuran her şey.
- çık ordan, çık ordan, çık or-dan!!
- (koca bi es)
- tık tık tık ?!
- doluuuu

24 Haziran 2009 Çarşamba

bu da böyle olsun

ve bir gel git dalgası sahanlığının sığ sularına girer. ilerleme hızın yavaşlar. henüz beyinciğinin tam verimle çalışmadığı zamanlara döner içindeki veled. koşuşturursun..

22 Haziran 2009 Pazartesi

n.ş.a

kimya alabildiğine kişiliksiz halbuki! N.Ş.A dedim ben baştan diyor, her ucu baştan bağlıyor.

XX +XY -->X3Y ve fakat N.Ş.A!!! peki ya biraz etanol mesela?!