let's not pretend
i wish for something more
31 Aralık 2009 Perşembe
27 Aralık 2009 Pazar
crashing down
when you came jumping down the stairs
screaming bloody awful
you woke up god and everyone
screaming bloody awful
so we took you to the doctor
he said yeah it's a bad one
and there's such a shame about it
'cause she's so pretty
and then the earth started shaking
and yeah it was crazy
heaven and hell came crashing down
...
it was something of an end
of a lovely and a wild thing
so beautiful in the morning
screaming bloody awful
you woke up god and everyone
screaming bloody awful
so we took you to the doctor
he said yeah it's a bad one
and there's such a shame about it
'cause she's so pretty
and then the earth started shaking
and yeah it was crazy
heaven and hell came crashing down
...
it was something of an end
of a lovely and a wild thing
so beautiful in the morning
25 Aralık 2009 Cuma
19 Aralık 2009 Cumartesi
PTSD ;
-I feel like...
... you stole my life.
-And?
-I'm not the person I'm supposed to be.
It's like I'm hollow.
-That's good.
Go on.
...
-Now, if it helps,
then I can tell you it's not your fault,
what you did to me.
-I never said it was.
-But you feel it.
-How do you know that?
-It's human nature.
-I'm not human.
I'm just fucked up.
... you stole my life.
-And?
-I'm not the person I'm supposed to be.
It's like I'm hollow.
-That's good.
Go on.
...
-Now, if it helps,
then I can tell you it's not your fault,
what you did to me.
-I never said it was.
-But you feel it.
-How do you know that?
-It's human nature.
-I'm not human.
I'm just fucked up.
10 Aralık 2009 Perşembe
"NUN"
"kaosun maddesinin içinde yer alan bu gizli güç, kendi varlığının bilincinde değildi;
o bir olasılıktı, düzensizliğin rastgeleliği ile birleşmiş bir potansiyeldi."
(Christopher Knight, Robert Lomas, 1997, The Hiram Key, Arrow Books, London, )
o bir olasılıktı, düzensizliğin rastgeleliği ile birleşmiş bir potansiyeldi."
(Christopher Knight, Robert Lomas, 1997, The Hiram Key, Arrow Books, London, )
28 Kasım 2009 Cumartesi
günün sonunda;
insanın gülünce gözünün içi güleniyle üzülünce gözünün feri gideni
rengi belli olanı ile kendi rengini de bileni
makbuldür.
rengi belli olanı ile kendi rengini de bileni
makbuldür.
27 Kasım 2009 Cuma
métastase
dilim uyuşuyor,
büyüyor sonra
buna ne dersin.
dolanıyor,
öteliyorum.
gözlerimin arkasında daha bi’...
çokum öyle çok
ağız dolusu
dolanıyorım
düğümler atıyorum saçlarıma
çözemedikçe kızıl
dinemiyorum
buna ne dersin.
büyüyorum,
yayılıyor
taşa dökülen sular da öyle bak,
kalkamıyorum herhangi.
güzel bi meret üstelik
güzel bu meret..
an an oynuyorum
yerim kalmadı
bi’ şeylere alamet.
kudret neydi hakikaten
boş koyuyorum bak
deme bişi
ürperiyorum.
çok hem
yalan söylerim
inkar var şükür
anlama
zor bu
ürperme ne bilme
baş etmesi var
çok sevimsiz
beceremiyorum
dilim uyuşyor
büyüyor sonra
kelimesini bilmiyorum
olmasa mı olmaz
ne gereği var..
çok güzel bi fena bu
bilme ..
büyüyor sonra
buna ne dersin.
dolanıyor,
öteliyorum.
gözlerimin arkasında daha bi’...
çokum öyle çok
ağız dolusu
dolanıyorım
düğümler atıyorum saçlarıma
çözemedikçe kızıl
dinemiyorum
buna ne dersin.
büyüyorum,
yayılıyor
taşa dökülen sular da öyle bak,
kalkamıyorum herhangi.
güzel bi meret üstelik
güzel bu meret..
an an oynuyorum
yerim kalmadı
bi’ şeylere alamet.
kudret neydi hakikaten
boş koyuyorum bak
deme bişi
ürperiyorum.
çok hem
yalan söylerim
inkar var şükür
anlama
zor bu
ürperme ne bilme
baş etmesi var
çok sevimsiz
beceremiyorum
dilim uyuşyor
büyüyor sonra
kelimesini bilmiyorum
olmasa mı olmaz
ne gereği var..
çok güzel bi fena bu
bilme ..
19 Kasım 2009 Perşembe
ilk kahveyle okunur
söz konusu iki kişi için ifşaat sona erdiğinde piyasa tarzı mübadelenin, yani ilişkinin de sonu gelir. " artık söylenecek birşey kalmammıştır"; her biri diğerini "tamam" sayar. mübadele benzeri mahremiyetin mantıksal sonucu can sıkıntısıdır. bu tükeniş, belli bir andaki doyumun aslında ulaşılabilecek en yüksek doyum olmadığı ya da tersine çevirirsek, ilişkinin "gerçek" olması için kişinin aslında yeterince duygulanmadığı şeklindeki narsis yaklaşımla mükemmel bütünleşir..
14 Kasım 2009 Cumartesi
≠
*( P(A) ≠ ø ve P(B) ≠ ø ise)
P(A П B)=P(A).P(B) ise A ve B kafalarına göre takılıyorlardır
P(A\B)= P(A) ve P(B\A)=P(B) ise A ve B ye kolaylıklar
P(A П B)=P(A).P(B) ise A ve B kafalarına göre takılıyorlardır
P(A\B)= P(A) ve P(B\A)=P(B) ise A ve B ye kolaylıklar
13 Kasım 2009 Cuma
ready, able
bişiler bu kadar kırılgan olmasaydı..
yok! beceremezsin.
böle de bi duygu var
olmaz! yönetemezsin.
tutup ucundan dert edinirsen,
öyleyiz işte..
az önce tükettim,
boşgeç sen,
ben olurum..
sen..
beceremezsin.
yok! beceremezsin.
böle de bi duygu var
olmaz! yönetemezsin.
tutup ucundan dert edinirsen,
öyleyiz işte..
az önce tükettim,
boşgeç sen,
ben olurum..
sen..
beceremezsin.
8 Kasım 2009 Pazar
7 Kasım 2009 Cumartesi
matematiğinizi sözcüklesinler
beyniniz pis sizin
içinizi bilemem
ne parlar ne de söner gözünüzün feri
ne ağlamaktan ne gülmekten hıçkırırsınız
ne ayaklarınıza dolanır elleriniz
ne taşlar altında ezilir
garantörsünüz siz
beyniniz pis
flörtözsünüz siz
anlamıyla eş değer
seviş'emezsiniz
ölüme doğar her gebeliğiniz
tatminsizsiniz
matematiğinizi sözcüklesinler
içinizi bilemem
ne parlar ne de söner gözünüzün feri
ne ağlamaktan ne gülmekten hıçkırırsınız
ne ayaklarınıza dolanır elleriniz
ne taşlar altında ezilir
garantörsünüz siz
beyniniz pis
flörtözsünüz siz
anlamıyla eş değer
seviş'emezsiniz
ölüme doğar her gebeliğiniz
tatminsizsiniz
matematiğinizi sözcüklesinler
1 Kasım 2009 Pazar
graph of tan/cot func
=
it's, oh, so quiet shh,shh
it's, oh, so still shh,shh
you're all alone shh, shh
and so peaceful until...
you ring the bell, bim bam
you shout and you yell, hi ho ho
you broke the spell
…
you blow a fuse
zing boom
the devil cuts loose
zing boom
so what's the use ??!!
shhhh shhhh…
it's, oh, so quiet shh,shh
it's, oh, so still shh,shh
you're all alone shh, shh
and so peaceful until...
you ring the bell, bim bam
you shout and you yell, hi ho ho
you broke the spell
…
you blow a fuse
zing boom
the devil cuts loose
zing boom
so what's the use ??!!
shhhh shhhh…
30 Ekim 2009 Cuma
28 Ekim 2009 Çarşamba
26 Ekim 2009 Pazartesi
farazi
hiçbir sorumluluğu aksatmayan içmelerden,
sıkıldım mesela bilemezsin.
kimi atıyorum sırtımdan evet,
hiç kimseye, hiçbir yere, hiçbir şeye ait olmamak gibi
umursamıyorum
ve bu duyguyu daha çok istiyorum
daha da çok
nedense..
çiziyorum, siliyorum
yazıyorum, bozuyorum
asla iki kez okumuyorum hiçbir şeyi
kafam karışıyo, bilemezsin
ilk düşündüğüm doğru olsun istiyorum hep
kimi oluyo hem bilemezsin..
bi daha otursam başına
ve yine başımın çarelerine bakmalarım tutsa
ve yine beceremesem..
ve mesela biraz huzur bulsan bana bi yerlerden
fırından ekmek çalar gibi
camı pencereyi alaşağı edip mesela
sıcak sıcak…
"... ..." ...
sıkıldım mesela bilemezsin.
kimi atıyorum sırtımdan evet,
hiç kimseye, hiçbir yere, hiçbir şeye ait olmamak gibi
umursamıyorum
ve bu duyguyu daha çok istiyorum
daha da çok
nedense..
çiziyorum, siliyorum
yazıyorum, bozuyorum
asla iki kez okumuyorum hiçbir şeyi
kafam karışıyo, bilemezsin
ilk düşündüğüm doğru olsun istiyorum hep
kimi oluyo hem bilemezsin..
bi daha otursam başına
ve yine başımın çarelerine bakmalarım tutsa
ve yine beceremesem..
ve mesela biraz huzur bulsan bana bi yerlerden
fırından ekmek çalar gibi
camı pencereyi alaşağı edip mesela
sıcak sıcak…
"... ..." ...
25 Ekim 2009 Pazar
Go! Alright! Hey! Drums!
Pharaoh's army got drownded
O Marée don't you weep, don't you mourn
dımdım dım dı dım dıs da ha ha
God gave Noah the rainbow sign
"No more water but fire next time"
Pharaoh's army got drownded
O Marée don't you weep, don't you mourn
O Marée don't you weep, don't you mourn
dımdım dım dı dım dıs da ha ha
God gave Noah the rainbow sign
"No more water but fire next time"
Pharaoh's army got drownded
O Marée don't you weep, don't you mourn
17 Ekim 2009 Cumartesi
10 Ekim 2009 Cumartesi
dım dı dım dım dıss
...who began to experience an old,
familiar stirring...
a growing restlessness that has been dreaded but recognized only too well...
thoughts started taking precedence over feelings...
familiar stirring...
a growing restlessness that has been dreaded but recognized only too well...
thoughts started taking precedence over feelings...
9 Ekim 2009 Cuma
mutalists(e)iniz
hiç ama hiç tanımadığınız birini dinleyebilir
hiç ama hiç tanımadığınız o birine herşeyi anlatmak isteyebilirsiniz
herşey nasıl başlamıştı diye düşünmeden hem de hiç
hem hiç içinden birşeyler eksiltmek gereğiyle yüzleşmeden
veya istemeden
duy ve unut diyerek unutulacakları çoğaltmadan
hem umursamadan
ve hatırlama gereği duymadan
dineleyebilir de
kusabilirsiniz de
hiç ama hiç tanımadığınız o birine herşeyi anlatmak isteyebilirsiniz
herşey nasıl başlamıştı diye düşünmeden hem de hiç
hem hiç içinden birşeyler eksiltmek gereğiyle yüzleşmeden
veya istemeden
duy ve unut diyerek unutulacakları çoğaltmadan
hem umursamadan
ve hatırlama gereği duymadan
dineleyebilir de
kusabilirsiniz de
28 Eylül 2009 Pazartesi
21 Eylül 2009 Pazartesi
17 Eylül 2009 Perşembe
12 Eylül 2009 Cumartesi
peçete reçeteleri III | bu yol, o yol |
saat o saatken hala ve ısrarla dönmen gereken bir yer mevcutsa,
her zamankinden farklı ve uzun yoldan döneceksin.
her zamankinden farklı ve uzun yoldan döneceksin.
7 Eylül 2009 Pazartesi
bakaliaros
hep olur olmaz zamanlarda gelir ya bu hikaye anlatayım;
bildiğimiz mezgidin hikayesi aslında. mezgidin kelime anlamı bi’ çeşit balık diye geçiyorsa da değil o öyle. sudan çıkmış balık gibi diye bi’ benzetme vardır hani hah hikaye oraya gidiyor işte.
misinaya ya da oltaya ama bana kalırsa misinaya tek tek vursunlar hep, işte vurunca balıklar öyle tık tık tık çekilip çıkınca sudan sonra bi’ çırpınmadır gider, dönmek için geri ta ki ölene kadar.
fakat bizim mezgit yani rumca “bakaliaros” ki “ihtiyar” anlamındadır hiç oralı olmaz derler ya olmuyor hakikaten. mezgidin kuyruğu denizden çıktı mı mezgit gitmiştir. mezgit hiç çırpınmaz öyle tatlı sularda. ondandır ki ihtiyar yani bakaliaros adı aslında.
başka bi hikayesi olsun diye değil ama ihtiyarlığından değil çırpınmayışı gibi gelir hep.. hiç afallamamasını seviyorum ben onun, eyvallahsızlığını hem sonra.. bi küçük açarsınız yanıma öyle gideriz efendiler halini.. efeliğini.. hiç vermiyorum ya ihtiyarlığına.. öylece seviyorum..
bildiğimiz mezgidin hikayesi aslında. mezgidin kelime anlamı bi’ çeşit balık diye geçiyorsa da değil o öyle. sudan çıkmış balık gibi diye bi’ benzetme vardır hani hah hikaye oraya gidiyor işte.
misinaya ya da oltaya ama bana kalırsa misinaya tek tek vursunlar hep, işte vurunca balıklar öyle tık tık tık çekilip çıkınca sudan sonra bi’ çırpınmadır gider, dönmek için geri ta ki ölene kadar.
fakat bizim mezgit yani rumca “bakaliaros” ki “ihtiyar” anlamındadır hiç oralı olmaz derler ya olmuyor hakikaten. mezgidin kuyruğu denizden çıktı mı mezgit gitmiştir. mezgit hiç çırpınmaz öyle tatlı sularda. ondandır ki ihtiyar yani bakaliaros adı aslında.
başka bi hikayesi olsun diye değil ama ihtiyarlığından değil çırpınmayışı gibi gelir hep.. hiç afallamamasını seviyorum ben onun, eyvallahsızlığını hem sonra.. bi küçük açarsınız yanıma öyle gideriz efendiler halini.. efeliğini.. hiç vermiyorum ya ihtiyarlığına.. öylece seviyorum..
5 Eylül 2009 Cumartesi
2 Eylül 2009 Çarşamba
27 Ağustos 2009 Perşembe
25 Ağustos 2009 Salı
15 Ağustos 2009 Cumartesi
ela re
çat diye …
bu da bi yöntemdir
çok ta işlektir
temizdir
hani küçük çocuklar gibi
her istediğine el uzatmak gibi
|pervasız|
|fütursuz|
pastayı parmaklamak gibi
çok ayıp
pek ayıp
|ela re bedi mu|
bu da bi yöntemdir
çok ta işlektir
temizdir
hani küçük çocuklar gibi
her istediğine el uzatmak gibi
|pervasız|
|fütursuz|
pastayı parmaklamak gibi
çok ayıp
pek ayıp
|ela re bedi mu|
13 Ağustos 2009 Perşembe
2 Ağustos 2009 Pazar
30 Temmuz 2009 Perşembe
gibi birşey
uzun zaman sonra yaktığın ilk sigarayı düşün…
başın dönecek…
ve bu hoşuna gidecek…
uzun zaman sonra…
başın dönecek…
ve bu hoşuna gidecek…
uzun zaman sonra…
27 Temmuz 2009 Pazartesi
...
her şeye mantıklı bir kılıf aramayınca çorap söküğü her şey.
kılıf hep örten evet, sökük hep ayıp değil demek.
kılıf hep örten evet, sökük hep ayıp değil demek.
23 Temmuz 2009 Perşembe
peçete reçeteleri II |aya merdiven dayamak|
hava rüzgarlı olacak hafif
sömürmeyecek sigaranı
rahat bir yere serileceksin boylu boyunca
herşeyin nasılda makul olduğunu koyacaksın baş ucundaki şişenin yanına
düşünmeyeceksin
-sabah uyanman gereken saat kaç
düşünmeyeceksin
-ya sırtın tutulursa
güzel şarkılar gelecek aklına
mırıldanmaktan fazlasına gidecek
düşünmeyeceksin
-sesini duyan var mı
şişeler boşalacak
yenilerini kolay açacak çakmaklar
düşünmeyecek
sevineceksin mühim farzedip
aptal bi gülümseme yerleşecek yüzüne yavaştan
bi fütursuz huzur çökecek yanına
ne idiği belirsiz
yol aya çıkacak gibi gelecek o esnada
düşünmeyeceksin
sömürmeyecek sigaranı
rahat bir yere serileceksin boylu boyunca
herşeyin nasılda makul olduğunu koyacaksın baş ucundaki şişenin yanına
düşünmeyeceksin
-sabah uyanman gereken saat kaç
düşünmeyeceksin
-ya sırtın tutulursa
güzel şarkılar gelecek aklına
mırıldanmaktan fazlasına gidecek
düşünmeyeceksin
-sesini duyan var mı
şişeler boşalacak
yenilerini kolay açacak çakmaklar
düşünmeyecek
sevineceksin mühim farzedip
aptal bi gülümseme yerleşecek yüzüne yavaştan
bi fütursuz huzur çökecek yanına
ne idiği belirsiz
yol aya çıkacak gibi gelecek o esnada
düşünmeyeceksin
21 Temmuz 2009 Salı
30 luk
25 i görünce yaş
25lik diye seslenince doğum gününde biri
hoşuna giderse ben gibi
30 luk olmak fikri sevimli gelebilir o an
25lik diye seslenince doğum gününde biri
hoşuna giderse ben gibi
30 luk olmak fikri sevimli gelebilir o an
19 Temmuz 2009 Pazar
anla|ma|mak
anlamamak. anlamıyor olmak bi türlü. anlayamadığından hırçınlaşmak. saçmalama hakkını kullanmak. çirkinleşmek alabildiğine. içinden geldiği gibi ağzına ilk geldiği gibi söylemek her şeyi. ne kadar çirkinleştiğini umursamadan. yüksek sesle düşünmek gibi.
kolomb’un gemileri yaklaşırken onları göremeyen yerliler gibi. tüm saflığınla. hiç bilmediğinden sadece… durup göremediğin gemilere sövmek gibi..
ve sonra sonra anlamaya başlamak.. yaşaya yaşaya.. istisnasız tüm saçmalamaları.
artık “gelişini görmek”… ne kadar saçma gelse de anlıyor olmak|tan| kendi saçmalama hakkından vazgeçmek istemsiz.. bi de üzerine anlamaktan kabullenmeye giden zamanlarda sıkışmak.
anlıyor olmak güzel, hadisenin gelişini görmek de. hastanın öleceği fikrine alışmak gibi bilinçaltında. ani ölümlerden daha az zararla çıkmak.
anlıyor olmak beter, fikrine alışırken kendini yemek gibi.
anlamamak ve saçmalamak da güzel kimi. hiç kabullenmezsin mesela.
görmüyorsan görmüyorsundur. temizdir.
sen de oturup sil baştan ada çizersin.
kolomb’un gemileri yaklaşırken onları göremeyen yerliler gibi. tüm saflığınla. hiç bilmediğinden sadece… durup göremediğin gemilere sövmek gibi..
ve sonra sonra anlamaya başlamak.. yaşaya yaşaya.. istisnasız tüm saçmalamaları.
artık “gelişini görmek”… ne kadar saçma gelse de anlıyor olmak|tan| kendi saçmalama hakkından vazgeçmek istemsiz.. bi de üzerine anlamaktan kabullenmeye giden zamanlarda sıkışmak.
anlıyor olmak güzel, hadisenin gelişini görmek de. hastanın öleceği fikrine alışmak gibi bilinçaltında. ani ölümlerden daha az zararla çıkmak.
anlıyor olmak beter, fikrine alışırken kendini yemek gibi.
anlamamak ve saçmalamak da güzel kimi. hiç kabullenmezsin mesela.
görmüyorsan görmüyorsundur. temizdir.
sen de oturup sil baştan ada çizersin.
15 Temmuz 2009 Çarşamba
13 Temmuz 2009 Pazartesi
reported |indirect| speech
öyle dendi, böyle yapıldı. gerçeği başkalaştıran (kasıtlı/kasıtsız) aktarım hatası.
12 Temmuz 2009 Pazar
11 Temmuz 2009 Cumartesi
schizophrenia I
içinden biri kalkıp
kapıyı çekip çıkıyor
|her sabah|demiştim|dinlememiştin|
kapıyı kilitlemediğini düşünüyor
|üstüne üstlük|ne gereği var|
|kalan|tavana dikili gözler|donuk|
kelimesi kalmamış|yok|
|düşün|me|sela|
|ne gereği var|
kapıyı çekip çıkıyor
|her sabah|demiştim|dinlememiştin|
kapıyı kilitlemediğini düşünüyor
|üstüne üstlük|ne gereği var|
|kalan|tavana dikili gözler|donuk|
kelimesi kalmamış|yok|
|düşün|me|sela|
|ne gereği var|
10 Temmuz 2009 Cuma
sonu öyle birşey (olsa gerek)
duymak istediklerinle söylemek istedikleri arasında...
sense ne bildiğinle meşgul |ifadesiz|
öyle bilsinler ki sen zil zurna |kifayetsiz|
benzer hikayeleri çok önceden hatmetmek
bile bile görmemek sana özgü
ve sen karın ağrılarına alışkın
devaları ile meşgulken
"herşey henüzken "
anladım(n)..
sense ne bildiğinle meşgul |ifadesiz|
öyle bilsinler ki sen zil zurna |kifayetsiz|
benzer hikayeleri çok önceden hatmetmek
bile bile görmemek sana özgü
ve sen karın ağrılarına alışkın
devaları ile meşgulken
"herşey henüzken "
anladım(n)..
8 Temmuz 2009 Çarşamba
4 Temmuz 2009 Cumartesi
2 Temmuz 2009 Perşembe
peçete reçeteleri
-ması gerekenleri bi kenara bırakıp,
hiçbir yere, hiç kimseye ve hiçbir şeye yetişmeden yürüyeceksin mesela
onlar nasılsa yaslanacak ertesi güne yüzsüz yüzsüz
sen umursamayacaksın yürürken -mış gibi..
en tout cas
hiçbir yere, hiç kimseye ve hiçbir şeye yetişmeden yürüyeceksin mesela
onlar nasılsa yaslanacak ertesi güne yüzsüz yüzsüz
sen umursamayacaksın yürürken -mış gibi..
en tout cas
1 Temmuz 2009 Çarşamba
30 Haziran 2009 Salı
et je suis sans arme
üzerine raid sıkılmış hamam böceği gibi debelenirsin sabahlara karşı, yine de görünür ertesi gün…
28 Haziran 2009 Pazar
illusion (a distortion of the senses)
gözler kan çanağı,
burun sızlamakta…
gözler tek bir noktada kilitli,
burun ıslanmakta…
dudaklarda diş,
şakaklarda tırnak izleri…
iki el arasında düşünceler…
dudaklar morarmakta,
gözler kapanmakta…
burun sızlamakta…
gözler tek bir noktada kilitli,
burun ıslanmakta…
dudaklarda diş,
şakaklarda tırnak izleri…
iki el arasında düşünceler…
dudaklar morarmakta,
gözler kapanmakta…
27 Haziran 2009 Cumartesi
gerçek bir avuntu (mu?)
filmlerde, romanlarda, bi üst sokakta, yan odada, vapurun arkasında, her yerde ne zaman işler ters gitmeye başlıyo, işte o zaman buralarda hikayeler yazılıo. kötü bi karakter giriyo sahneye mesela ya da bi kaza bi patırtı şöyle bi atraksiyon ortaya.. haah geliyo hikaye.. evet evet böyle işliyor bu hadise. zaten her şey düzgün gidemezdi (di mi), gitseydi kimsenin hikayesi olmazdı (di mi), ama herkesin var (di mi?)
gözde hatuna: doggy bag?!
salt maddesel bir tüketimden fazlası aslında bu. ah ney(miş)di o günler serzenişi de değil. insanın içgüdüsü/dürtüsü tüketmek. ve işte bu paket turla gezilen şehirler gibi ikili hadiseler de. “eskiden paket tur mu vardı” dan çıkınca yola... bi informasyondan gidip göze hoş bi harita edinip, üzerinde işaretli, görece görmeye değer yerlere gidip görüp eyvallahlaşmak o şehirle mesela. iki gün kalıp gittim gördüm demek. evet aynen öyle! birileri birilerinin hayatlarına paket turda sanki! kime doğru bir seyahatse bi canlı informasyon kaynağı edinilir, görülmesi gereken nereler varsa tespit edilir, bilfiil hepsine gidilir, tecrübe edilir.. sonra asla tam açılmamış ve içi birincil ihtiyaçlarla dolu bavul toplanır. en alacalı bulacalı yerler görülmüştür. halbuki bi şehri anlamak için farklı mevsimlerindeki günlerin herhangi zamanlarını kalabalıklarda ve tenhalıklarda yaşamalı. adamlar var, kadınlar… seyahatteler sırtlarında çantalar. hediyelik eşya topluyorlar, bi sonraki şehirde bırakmak üzere.
gidip başkaca şehirler, başkaca hayatlar görmeli evet.. evet te…
ya da mesela şöyle:
-kalanı paket yapar mısınız lütfen?
-paket servisimiz yok maalesef?!
gidip başkaca şehirler, başkaca hayatlar görmeli evet.. evet te…
ya da mesela şöyle:
-kalanı paket yapar mısınız lütfen?
-paket servisimiz yok maalesef?!
26 Haziran 2009 Cuma
böyle birşeydi
dinden imandan çıkarır ya adamı…
dinsizi, secdeye getirir ya!
bütün günahları peşi sıra ettirir,
bütün tespihleri peşi sıra çektirir ya!
dinsizi, secdeye getirir ya!
bütün günahları peşi sıra ettirir,
bütün tespihleri peşi sıra çektirir ya!
25 Haziran 2009 Perşembe
"def-i hacet"
- sekiyor kafama vuran her şey.
- çık ordan, çık ordan, çık or-dan!!
- (koca bi es)
- tık tık tık ?!
- doluuuu
- çık ordan, çık ordan, çık or-dan!!
- (koca bi es)
- tık tık tık ?!
- doluuuu
24 Haziran 2009 Çarşamba
bu da böyle olsun
ve bir gel git dalgası sahanlığının sığ sularına girer. ilerleme hızın yavaşlar. henüz beyinciğinin tam verimle çalışmadığı zamanlara döner içindeki veled. koşuşturursun..
22 Haziran 2009 Pazartesi
n.ş.a
kimya alabildiğine kişiliksiz halbuki! N.Ş.A dedim ben baştan diyor, her ucu baştan bağlıyor.
XX +XY -->X3Y ve fakat N.Ş.A!!! peki ya biraz etanol mesela?!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)